AK PARTİ DÖNEMİNİN EKONOMİK TABLOSU
AKP İKTİDARINA SAYILARLA FARKLI BİR BAKIŞ
2007’nin seçim yılı olması önümüzdeki dönemde siyasi partilerin uygulayacakları ekonomi politikalarını ön plana çıkarıyor. Ancak siyasi partilerin ekonomik programlarını ortaya çıkarmak için aceleci davranmayacakları gözleniyor. O nedenle geleceğe de ışık tutması açısından AKP iktidarının dört yıllık performansını sayılarla değerlendiren Ekonomist Dr.Hakkı Hakan Yılmaz’ın çalışmasına göz atmakta yarar var. Dr.Yılmaz’ın çalışmasında yer verdiği dört yıllık karşılaştırmadan özet değerlendirmeler şöyle:
* 2002 yılı sonunda vatandaşın kişi başına 64 dolar olan tüketici kredisi ve kredi kartı borcu, 2006 Eylül ayı ortası itibarıyla yüzde 916 oranındaki artışla 648 dolara sıçramıştır. Vatandaşın kullandığı konut edinme amaçlı krediler ile taşıt kredileri ayıklandığında bu tutarlar 2002 yılı için 53 dolar, 2006 Eylül ayı için ise 368 dolar olmaktadır. Faiz oranlarındaki artış doğrudan vatandaşın satın alma gücünün azalmasına, borç sarmalına girmesi sürecinin hızlanmasına yol açmaktadır.Başka bir değişle vatandaşın doğrudan yaşam standartını asgari korumak için kullandığı krediler AKP döneminde yüzde 590 artmıştır. Vatandaş geçimini sağlamak amacıyla artan oranda bir borç yükü içine girmiştir. Bu ise doğal olarak düzenli gelirinin azalmasının bir sonucudur.
* Ticari krediler AKP döneminde yüzde 800’ün üzerinde artarak 2002 yılındaki 13,7 milyon YTL düzeyinden 2006 yılı Eylül ayı itibarıyla 123 milyon YTL’ye çıkmıştır. Dolayısı ile faiz oranlarındaki artış ve bunun kalıcılık göstermesi ticari kredi kullanan esnafı, ticaret erbabını ve sanayiciyi doğrudan olumsuz etkileyecektir. Nitekim, bu tespit protesto edilen senetlerin sayı ve tutarındaki artışla birlikte daha bir doğruluk kazanmaktadır.
* 2002 yılın Ağustos sonu itibarıyla 875 milyon YTL olan (2006 yılı sabit fiyatlarıyla) protesto edilen senetlerin tutarı 2006 yılında yüzde 178 oranında artarak 2.429 milyon YTL’ye çıkmıştır. Cari fiyatlarla baktığımızda bu artış oranı yüzde 358’dir.
*AKP iktidara geldiğinde kriz sonrası realize olan ilave borçlarla birlikte kişi başına düşen toplam kamu ve özel sektör dış borcu 2.885 dolardan 2006 Ağustos sonu itibarıyla yüzde 66 oranında artarak 4.789 dolara sıçramıştır. YTL olarak ise kişi başına borçlar 4.715 milyon YTL’den, 7.031 YTL’ye çıkmıştır.
* Ocak-Ağustos 2006 sonu itibarıyla cari açık düzeyi bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 45 oranında artarak 22,4 milyar doları düzeyinde geriye dönük bir yıllık bazda ise yeni bir rekorla 30 milyar dolar düzeyinde gerçekleşmiştir.
Cari İşlemler açığının özellikle dahilde işleme rejimi uygulaması nedeniyle toplam ihracat miktarının bir kısmının fiktif olduğu gerçeği (gerek gümrüksüz malı içerde kullanmak, gerek bunun karşılığında kredi kullanmak, gerekse dışardaki kara paranın kredi kullanıyormuş gibi bir şekilde içeriye girişini sağlamak gibi amaçlarla) ve kaçak akaryakıtta olduğu gibi kaçak ithalatın varlığı dikkate alındığında çok daha yüksek düzeylerde olduğunu söyleyebiliriz.
Yine, bu düzeyde bir cari işlemler açığına ulaşılması uygulanan ekonomik program çerçevesinde ne IMF tarafından ne de AKP yönetimi tarafından ne başlangıçta ne de sonraki gelişmelerde öngörülmüştür. Hedeften sapma oranı ortalamada yüzde 100, IMF raporlarına göre ise kimi yıl yüzde 300’ün üzerindedir.
* Mayıs sonrası faizlerin artışı başta olmak üzere ekonomideki temel parametrelerde Mayıs öncesine bir dönüş olmamıştır. IMF gibi uluslararası kuruluşların hazırlamış olduğu son raporlarda başta Amerikan ekonomisi olmak üzere yaşanmaya başlanacak olan durgunluğun dünya ekonomisinde büyümeyi yavaşlatacağı ve yeni dalgalanmaların yaşanacağı açıkça ifade edilmiştir. Yine bu raporlarda cari açık düzeyi ve borç stoku yüksek olan ülkelerin bu yaşanacak olumsuz gelişmeleri çok daha ağır geçireceği vurgulanmıştır.
* Hazine referans kağıdının faiz oranı ilk dalgalanmanın başladığı Mayıs ayının başına göre oldukça yüksek bir oranda yaklaşık yüzde 70’e oranında artarak yüzde 13,76 ’lerden yüzde 23,30’lar seviyesine kadar çıkmıştır. Eylül ayı başına göre faizlerdeki artış oranı ise yüzde 20’ye ulaşmıştır. Hedef enflasyonun 2007 yılı için yüzde 4 olduğu bir ortamda faizlerin bu oranda artması ve yüzde 23’lere çıkması ekonomiyi hedef enflasyonun neredeyse beş katı düzeyinde bir reel faiz yükü altına sokmaktadır.
Dr.Yılmaz’ın değerlendirmesi uygulanmakta olan ekonomik programın sonuna gelindiğinin de bir göstergesi.Türkiye ekonomisinin artık restorasyon programlarının ötesine geçip, gelecek nesillere daha fazla iş ve aş yaratacak, üretimi ve istihdamı temel alacak politikalara yönelmesinin vakti geldi de geçiyor.
IMF’nin beşinci kez şart koştuğu yüzde 6.5’luk faiz dışı fazla hedeflerini ilahi emir telakki edip buna ulaşmak için eğitim, sağlık gibi devletin temel hizmetlerinden kısmak, kendi ulusal ekonomi programını yaratamamak Türkiye gibi bir ülkeye yakışmıyor.
Başta gelecek dönemde de iktidara talip olacak CHP ye burada büyük görev düşüyor CHP halka kendini iyi anlatıp iktidara gelmeli sosyal adalet sistemini uygulamaya sokmalıdır