Türkiye `nine Avrupa Birliği `ine girişi tartışmalarının yoğunlaştığı su günlerde, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde gerçekleştirilen bir çok katliamdan sadece biri olan “K.Maraş Katliamı`ı, 29.yıldönümünde yeniden hatırlıyoruz.Diğerleri gibi bu katliamda da katliamı gerçekleştiren ve aktif yer alanlar cezasız bırakıldı,kimisi ise ödüllendirildi..Devletin ya da onu temsil eden çetelerin kontrgerillanın 1000 operasyonundan biri idi belki de.İktidar da yine “sol” değerleri temsil edenler vardı.Kelimelerle anlatılamayacak kadar vahşetle dolu bir katliamı izlediler yine.Ölen insan değil,insani yönümüzdü.
Gözle görülen bir gerçek var ki,devrimci mücadelelerin yükseldiği her dönemde devlet, sivil ve resmi güçlerin desteğinde, planladığı katliamları devreye sokar.Zincirin birer halkası seklinde ,1977 1 Mayıs katliamı ile başlayan ,16 Mart Katliamı ,Corum Katliamı ile devam eden katliam serisine, 23-24 Aralık 1978 tarihlerinde ,K.Maraş`da eklenir.
Hedef olarak seçilen yerlerin ortak özelliği ise yoğunlukla Alevi-Sünni ya da Kürt –Türk kesimlerinin bir arada yasadığı ve isçilerin-emekçilerin mücadelelerinin geliştiği yerler olması idi.Bu dönemde bu misyonu taşıyan ve benzer özellikler gösteren Kahramanmaraş, Türk, Kürt, Alevi ve Sünni kesimlerin iç içe yasadığı bir yerdi.Devletin yaklaşımlarından dolayı gerilen ortamda, küçük bir kıvılcım çok rahat alevlenebilirdi.
devlet dönemde devlet sivil D
17 Nisan 1978'de AP lif Malatya Belediye Başkanı Hafit Fendoğlu, Ankara'dan yollanan bir bombalı paketle torunu ve geliniyle birlikte öldürülür. Bunu bahane eden MHP'liler, Alevi Kürtlerin evlerine ve işyerlerine saldırarak 20 `ye yakın Kürt -Alevi kökenli insan katlederler.
Bu eylemde kullanılan bombanın, MKE yapımı olduğu ve daha sonra Maraş'ta ülkücüler tarafından Çiçek Sineması'na atıldığı ayyuka çıkan bombanın bir benzeri olduğu anlaşılır. Bu nedenle gözaltına alınanlardan Yusuf İlhan ve Ökkeş KENGER’İN ayrı ayrı alınan ifadelerinde, sinemaya atılan dinamiti Ökkeş KENGER’in tedarik ettiği tespit edilir.
Devlete ait gizli bir rapor
Dönemin İçişleri Bakanı İrfan Özaydınlı, K.Maraş Katliamı’nın gün ışığına çıkartılması için özel bir ekip görevlendirir. Özel ekip ayrıntılı raporunu İçişleri Bakanı’na sunar. Ancak raporun içeriği gizli tutulur. Gündem Dergisi , bu raporun bir kısmini elde ederek bazı bölümlerini daha sonra yayınlar.
Raporun yayınlanan bölümü şöyle:
* 18.12.1978 günü, ÜGD Maraş şubesi ikinci başkanı Mustafa Kanlıdere, Ökkeş Kenger ve üçüncü başkan Mustafa Tecirli’ye “Halkı kışkırtmak, tahrik etmek ve isyanını sağlamak için solcuların attığı süsü verilmek kaydıyla, tahrip gücü az bir dinamit atılmasını” emretmiştir.
* 15 gün öncesinden itibaren, gelecek program olarak “Zeynel ile Veysel” filmi gösterilecekken Adana Maraş ÜGD Şubesi’ne gelen iki şahsın getirdiği ‘Güneş Ne Zaman Doğacak” filmi 16 Aralık’ta aniden gösterime sokulmuştur..
* Olaylardan önce, Ankara İli Bahçelievler, Karşıyaka ve Keçiören semtlerinde oturdukları bilinen Hüseyin Yıldız, Ünal Ağa oğlu, Haluk Kırcı, Mustafa Özmen, Mustafa Dülger, Remzi Çayır, Mustafa Demir, Bünyamin Adanalı, Ahmet Ercüment Gedikli, Mustafa Korkmaz ve İsmail Ufuk ile Mehmet Gürses isimli şahısların Kahramanmaraş iline gittikleri öğrenilmiştir.
* 22 Aralık 1978 günü Maraş’ta olaylar patlak verdiğinde iki ayrı telefon görüşmesi yapılır.Yapılan araştırmalarda ,Adana ilinden bir şahıs, Malatya Özel Doğu Kliniği Doktoru Muhittin Turgut’u telefonla arayarak ; ‘Kahramanmaraş’tan oraya yaralılar gelecek, dikkatli olun’ der. Muhittin Turgut ise; ‘Orasını bana bırakın. Malatya olaylarında bir açık verdim mi ki bunda vereyim. Malatya olaylarında ne şekilde çalıştığımı siz de bilirsiniz’ karşılığını verir..
21 Aralık akşamı, Maraş Meslek Lisesi öğretmenlerinden ve Töb-Der üyesi olan Hacı Çolak ve Mustafa Yüzbaşıoğlu okuldan evlerine dönerlerken silahlı saldırıya uğrarlar.Ikiside bu saldırı ile yaşamını yitirir.
Öğretmenlerin cenazesi 22 Aralık’ta kaldırılacaktır. Faşistler cenaze törenine saldırmak için geceden çevre il, ilçe ve köylere adam göndererek, “Komünistler, Aleviler Cuma namazında camileri bombalayacaklar, Müslüman kardeşlerimizi katledecekler. Bunun hazırlığını yapıyorlar. Müslüman kardeşlerimizi katliamdan korumak için toplanalım” seklinde çağrı yaparlar.
22 Aralık günü Cuma namazında Bağlarbaşı İmamı Mustafa Yıldız'ın, su sözleri katliamı yapanların hangi duygularla yaptıklarını ele vermekte idi:"Oruç ve namazla hacı olunmaz, bir Alevi öldüren beş sefer hacca gitmiş gibi sevap kazanır."
Toplu katliam başlatılıyor
Gelişmelerin kötüye gittiğini gören Alevi, CHP ve diğer sol partilerle demokratik kitle örgütlerinin temsilcilerinden oluşan bir grup, aynı gün Vali`ye, Emniyet Müdürü`ne, Jandarma Alay Komutanı`na giderek ertesi günün olaylı geçeceğinden endişe ettiklerini belirterek önlem alınmasını ister. Vali ve yetkililer: “Devlet güçlüdür, her olayın üstesinden gelecek güçtedir. Önlemler alınmıştır. Vatandaşlar emin olsunlar.” seklinde güvence veririler. Oysa öğretmenlerin cenaze töreninde ertesi günün kanlı geçeceğinin somut belirtileri vardı. Cevre illerden güvenlik yardımı istenmediği gibi, yeterince önlem alma yoluna da gidilmez.
23 Aralık Cumartesi yapılacak saldırıya ve katliama halkı da katmak için camilerden ve belediye hoparlöründen yapılacak çağrının metni hazırlanır.Belediye hoparlörü ve camilerden, sabah saatlerinden itibaren aralıksız duyuru yapılmaya başlanır. Yatsı ve sabah namazında da cami imamları aynı çağrıyı yaparlar. Artık katliam hazırlıkları tamamlanmıştır ve saldırı emri beklenmektedir.
23 Aralık günü,Karamaraş, Yörükselim Mağaralı,Yusuflar,Dumlupınar Yenimahalle Sakarya ,İsadivanlı,Duraklı,Namık Kemal mahallelerine yaygın ve sistematik saldırılar başlar.Meydanları kontrol etmeyi başaran saldırganlar "Kahrolsun Komünistler, Müslüman Türkiye, Din elden gidiyor, Vali istifa, İçişleri Bakanı'nın kellesini istiyoruz" sloganları eşliğinde çoluk çocuk,genç yaslı demeden insanları katlederler.
Dönemin Kahramanmaraş CHP Milletvekili Hüseyin DOĞAN, katliamdan hemen sonra yapılan CHP grup toplantısında, şu görüşleri ifade eder:
“Kahramanmaraş’ta olan bir savaş değildir. İç savaşın silahlı iki tarafı olur. Kahramanmaraş’ta olan bir katliamdır. Bunun adına anarşi denmez. Sağ-sol çatışması da denmez. Bu, Alevi-Sünni çatışması da değildir. Bunlar içinde aransa bile bu plânlı ve örgütlü bir faşist saldırıdır. Çevre illerden Maraş’a getirilen katil çetelerine belli hedefler gösterilerek, her şeyi hesaplanan bir plânla yürürlüğe konan bir faşist eylemdir. Kin ekip, kan çiçeği büyütenlerin, direnme hakkından söz edip ‘Milli direnme hakkı doğmuştur’ diye bildiri yayınlayanların eseridir. Maraş katliamı ‘Müslüman Türkiye-Milliyetçi Türkiye, Allah için Cihad başına’ sloganlarıyla kadın demeden, çocuk demeden vuranlar karşısında ‘Bana sağcılar ve milliyetçiler cinayet işliyor dedirtemezsiniz’ diyenlerden destek görenlerin eseridir...”
Maraş'ta bu tahrik,katliam, yakma ve yıkmalar 25 Aralık gecesi askerin müdahalesi ile durdurulabilir ancak.Katliamı yakından izleyen ve faşistlerin kellesini istedikleri CHP li İçişleri Bakanı İrfan Özaydınlı ise,“katliamın, solcuların tahrik etmesi sonucu yaşandığı” söylemektedir.
Bu sırada, o tarihlerde Ecevit tarafından, Semih Sencar'dan boşalan Genelkurmay Başkanlığı görevine getirilen Kenan Evren'e, Maraş katliamıyla askeri darbe yolu açılacaktır.
25 Aralık'ta Başbakan Bülent Ecevit, Genelkurmay Başkanı Kenan Evren'i, Hariciye Köşkü'ne çağırıp Maraş olaylarından dolayı, bazı illerde sıkıyönetim ilan edeceğini bildirir. Kenan Evren ise, bu görüşe içten katılarak kabul eder. Buna göre 26 Aralık Salı günü saat 07.00 den sonra İstanbul, Ankara, K.Maraş, Adana, Elazığ, Bingöl, Erzurum, Erzincan, Anten, Kars, Malatya, Sivas ve Urfa olmak üzere, toplam 13 ilde Sıkıyönetim ilan edilir. Ancak, askerler bu illerdeki sıkıyönetiminin yetersiz olduğunu, Diyarbakır, İzmir, ile Suriye-İran-Irak gibi sınır boylarını çevreleyen illerin de bu sıkıyönetimin kapsamı içine alınmasını isterler. CHP içindeki muhalif milletvekillerinin reddi ile bu kabul görmez ancak gayri resmi olarak, yine de sıkıyönetim kuralları tüm Kürdistan illerinde geçerli hale gelir. Ecevit, özellikle MHP nin güçlü olduğu illerde de sıkıyönetimin uygulanmasını istiyordu. Orta Anadolu'da "Verimli Hilal" stratejisinin uygulandığı illerde de sıkıyönetim uygulanmasını isteyen Ecevit'e Kenan Evren karşı çıkıyordu.
Kısa bir süre sonra askerler ülke yönetiminin başına dolaylı da olsa geçmişlerdi.Böylece Maraş katliamı, askerlerin ülke yönetimini ele geçirmeleri için iyi bir gerekçe oluyordu.
Yargı Boyutu
19 Aralık 1978 günü çıkan ve 26 Aralık'a kadar süren çatışmalarda yakalanan sanıkların yargılama ve davalarının sonuçlanması 1991'e kadar sürdü.
Sıkıyönetim Askeri Mahkemesi Gerekçeli Kararında katliamı planlayıp, uygulayanların MHP, Ülkücü Gençlik Derneği, ETKO (Esir Türkleri Kurtarma Ordusu), Kontr-gerilla gibi illegal örgütlerin olduğunu açıklar.
Bu süre zarfında 804 kişi hakkında dava açılır. Bu sanıklardan 29’u ölüm cezasına, 7’si müebbet hapse, 7’si 15-24 yıl , 29’u 10-15 yıl, 259’u da 5-10 yıl , 26’sı ise 1-5 yıl arasında hapis cezasına çarptırılırlar. 379 kişi davadan beraat ederken 68 kişi firarda olduğu, veya dava sırasında ölmüş olduğu için davadan düşerler. Öte yandan ölüm ve müebbet hapis cezaları dışındakilere 1/6 oranında cezai indirim uygulanmış ve cezaları azaltılmıştır. Ardından mahkemenin kararı Yargıtay tarafindan bozulurken yeni yargılama sonucunda idam cezaları uygulanmamıştır. Haklarında ceza verilenlerin cezaları, Nisan 1991 yılında çıkarılan Terörle Mücadele Kanunu nedeniyle, ertelendi ve serbest birakildilar. Böylece kanlı olaylarla dolu Maraş dosyası sessizce kapatılmış oldu.
Maraş Katliamının baş aktörlerinden ve planlayıcılarından olduğu kesinleşen ve bu suçtan yargılanan Ökkeş Kenger, daha sonra soyadını ‘’Şendiller“olarak değiştirerek TBMM çatısı altında Milletvekili olarak görev alır.
Olayların ardından Alevi nüfusunun, yüzde 80'inin baskı ve korkudan dolayı Maraş'ı terk ettiği tahmin ediliyor. O tarihten bu yana Maraş`ta yaşanan yoğun göç nedeni ile sol potansiyel büyük düşüs yaşarken, milliyetçi ve islamcı oylarda büyük artış gözlendi.
Vahşetin insani boyutu
Dönemin Savcısı Dündar Saner’in hazırladığı ve daha sonra gizli kabul edilerek arşivlere konulan rapor, gelişmelerin resmi bir ağızdan ifade edilmesi bakımından anlamlıydı.
“..Uzun süreden beri tezgahlanan plan bu şekilde tatbikat safhasına konuldu. 14-15 yaşlarındaki çocuklar, 20-25 yaşında şartlandırılmış kişiler tarafından Yörükselim, Şeyhadil ve dünden itibaren sırayla Kümbet, Yeni Mahalle’ye sevk edilerek burada cinayetler işletilmiştir. Küçük çocukların ve yaşlı adamların üzerine gaz dökülerek yakılmış. İnsanlık dışı olaylar işlenmiştir. Olayların başlangıcında 20 kişiye otopsi yapabilme imkanı bulduk. Bunlar uzun menzilli silahlarla öldürülmüş idi. Daha sonra gelen ceset fazlalığından değil otopsi, kimlik tespiti bile yapmaya imkân kalmamıştır. Daha önce ihbar olarak değerlendirdiğimiz toplu katliam olayları, toplu halde ceset bulunması ile doğrulanmaktadır. Nitekim çukurlar içerisinde, çatışma gerçeklesen mahallelerde, öğretmen evleri civarında üçer, dörder ceset bulunmaktadır. Bu yüzden ölü sayısının resmi miktarı aşarak 200’ü geçeceğini tahmin ediyorum.”
Olayları bizzat yasayan bazı mağdurların vahşete dair hatırladıkları söyle:
* “ ...karşımızda oturan ve bir gözü görmeyen 80 yasındaki yaşlı Cennet Çimen’in evine gittiler. Bu kadını, ‘Gel nene, gel nene’ diyerek elinden tutup dışarıya çıkardılar. Cennet kadın, gözleri görmediği ve yaşlı olduğu için öldürülenlerden ve yakılanlardan habersizdi. Sanıklardan Cuma Yalçın ile Nuri Boğa tornavida ile onun gözlerini oydular, sonra silah sıkarak öldürdüler. Yakınında bulunan helanın çukuruna baş üzeri atıp, üzerine at arabasını devirdiler.. „
* „...mağdur Kemal Yıldız'ı bir tepeye çıkarttılar. İşin zevkine varmak ve nişancı olduklarını göstermek için önce bıraktılar,biraz uzaklaşınca arkasından ateş ettiler..“
* "...müfettiş Süleyman Metin'i öldürenler, karısının ve çocuklarının cezetin üzerine atılıp ağlamalarına el çırparak, kahkahalar atıyorlardı.."
* “... ellerinde Alman tüfeği, mavzer, makineli tüfekler vardı. Kadınlarımızın memeleri kesildi. Altı aylık çocuğumuza kurşun sıkıldı. Kolları kesildi, kafaları ezildi. Kadınlarımızın hem ölüsüne hakaret ettiler, hem dirisine. Kocasının yanında yaptılar. Kocası dedi ‘Allah’tan korkun’. Kocasını çektiler öldürdüler. Ardından kadını öldürdüler. 20 yaşında bir babayı oğluyla birlikte öldürdüler. Gözlerine şiş soktular insanların. Seyrantepe’de Kaşanlı (...)ün karısının ırzına geçip, kurşuna dizdiler. Daha sonra külotunu çıkarıp sokağa attılar. Kalaycı Şah İsmail’e de baltayla vurup beynini parçaladılar...”
* “..öğleden sonra yeniden geldiler. Benzin şişeleri vardı ellerinde,evlerimize saldırdılar, gazlı bezleri ateşleyerek içeri attılar. Evleri ateşe verdiler. ‘Maraş size mezar olur, vatan olmaz; Yaşasın Türkeş, Yaşasın MHP’ diye bağırıyorlardı. Ellerindeki uzun menzilli silahlarla evlerimize ateş etmeye başladılar. Korkudan kaçıp kurtulmak isteyenlere arkadan ateş edip öldürüyorlardı...”
* ”.. Gazipaşa semtinde, iki kişi saldırganların elinden kurtularak, yakınında bulunan askeri birliğe sığınmış. Saldırganlar, bu iki kişiyi, askerlerin elinden alarak kurşuna dizdiler. Sağlık ocağında görevli iki yaralıyı da zorla dışarı çıkararak kurşuna dizdiler. Devlet Hastanesinin yolunu ve etrafını çeviren saldırganlar, hastaneye getirilen yaralılara silahla ateş ediyor,öldürüyorlardı. Yaralıları hastaneye taşıyan cankurtaranın şoförünü de silahla öldürdüler.Yüzleri maskeli bir grup, yurttaşların korkudan sığındıkları bir apartmanı yaylım ateşine tutarak bazılarını yaraladılar...”
* ”...babam kanlar içinde yerde yatıyordu. Saldırganlar, küçük kız kardeşim Hürriyet’in, babama sarılarak ağlamasıyla alay ederek gülüşüyorlardı. Sonra evin her tarafına gaz, benzin dökerek ateşe verdiler. Odalar ve salon alev alev yanıyordu. Babamın cesedini yanmaması için dışarı çıkarmaya çalışıyorduk. Saldırganlar ise ‘Bırakın kafir yansın’ diye bağırıyorlardı. Sonra cesedi ateşe doğru çektiler. Bizi de sopayla dövmeye başladılar...
* ”...kocamı, gözlerimin önünde işkence ederek öldürdüler. Öldürülürken kocama sarıldım, üstüm başım hep kan oldu...”